Hicranın, yıllardır bir yumaktır içimde anne! Sırrını bir türlü çözemediğim, hikmetine asla eremediğim muamma bir yumak... Bundan tam yirmi yıl önce, itina ile yerleştirdiğin valizimi elime tutuşturup da, tahsilin aydınlık yollarına salıverdiğin o elim günden beri... Elim diyorum; zira o gün, kalbimi ilmin ışığı değil, ayrılık acısı sarmıştı. Öyle ki, acımı, ne o güne kadar hasretini içime gömdüğüm İstanbul, ne de okuma sevdam dindirebilmişti. Hasretin, babamın yanı başında yaşadığım bir gecelik otobüs seyahatimi, Harem’e yanaşan vapurların sirenleriyle karşıladığım yepyeni günümü ve sonrasında yaşadıklarımı âdeta zehir zembereğe çevirmişti. Şimdi, senden ilk ayrıldığım o günü, bu gün gibi hatırlıyor ve yüreğime çöreklenen hicranının onulmaz acısını yeniden yaşıyorum. Şefkatin, çağlayan bir ırmaktır kalbimde anne! Kaynağını bir türlü bulamadığım, lezzetine asla kanamadığım coşkun bir ırmak... Daha hayatın akışına ilk kapıldığım gün, sımsıcak kucağına düşüverdiğimde tatmıştım doyumsuz sevgini... Beni, varlığa ermemin hemen her safhasında kucaklayışın, koklayışın ve öpüp öpüp okşayışın, şefkatinin sessiz mısralarına dökülmüştü. Öyle ki, her gün yüreğime doğan güneşim oldu sevgin; dünyamı nura boğan kandilim... O gün bu gündür, sevgine hiçbir şey gölge düşüremedi, leke süremedi. Şimdi, o ilk kucağına sarıldığım gün tattığım eşsiz sevgini, bugün gibi yaşıyor ve yüreğime doğan sevgi güneşinle yeniden doğmuş gibi oluyorum. Istırabın, kırık bir mızraptır gönlümde anne! Bir türlü söyletemediğim, asla vazgeçemediğim bir kırık mızrap... Daha ilk ateşlendiğim gün anlamıştım sonu olmayan ıstırabını... Öyle ki, her kederin gönlümü kaplayan bir sis bulutu oldu, gözlerimi doldurdu. Sen, hep ıstıraba gebeydin ve bir kuluçka misali sancılı gecelerinin sabahı hiç doğmuyordu. Daima inliyor ve bir buhurdan gibi tütüyordun. Şimdi, daha ilk ateşlendiğim gün anladığım ıstırabını, bugün ben yaşıyor ve gözlerimin dolduğunu, boğazıma düğümlerin biriktiğini hissediyorum. Vefan, sarsılmaz bir sığınaktır ömrümde anne! Vefasızlığıma asla gönül koymayan, gurbetlerle hiç pes etmeyen bir sağlam sığınak... Başım ilk darda kalınca koşup sığınmıştım senin vefanın büyülü iklimine... Kendimi en emin ellerde bulmuş ve yanında olduğuma asla pişman olmamıştım. O gün bugündür, ne zaman yarı yolda kalsam, ne zaman vefasızlığa uğrasam, hemen bulurum vefanın adresini ve soluğu orada alırım. Şimdi, ilk sığındığım günkü kadar emin vefa iklimine bir kere daha iltica ediyor ve inayetini diliyorum. Destanın, en güzel kitaptır okuduğum anne! Gözlerinden ırmak ırmak Kevser boşalan, yaz toprakları gibi çatlamış ellerinden marifetler dökülen, nasır tutmuş ayaklarından yollar aşınan bir hüzünlü destan... Yeryüzünde dolaşırken, gökteki bir baş bilinen; ayaklarının altına Cennetler serilen bir mukaddes destan... Hayatının türküsü, Firdevs yamaçlarında yankılanan, ününün bestesi meleklerin meclisinde duyulan... Şimdi, ilk okuduğum günkü kadar heyecanlı muhabbet destanını bir kere daha okuyor ve kalbime yeniden nakşediyorum. Adın muazzez bir varlıktır hayatımda anne! Her şeyin etrafında dönüp dolandığı ve yine sana dönüştüğü bir muazzez varlık... Bir kutup yıldızı gibi hep kendi etrafında dönen ve ucu gökler ötesi bir yörüngede yol alan... Şimdi, ululardan ulu adını tevazu kanatlarına tutunarak bir kere daha anıyor ve adının manasını daha iyi anlıyorum. Tacın muhteşem bir pâyedir eriştiğim anne! Hiçbir sultana lâyık bulamadığım, özümde umduklarımı sende bulduğum bir muallâ sermaye... Şimdi, uzaklardan o nuranî tahtında sana bakıyor ve gözlerimi kamaştıran mücellâ tacını, mübarek başına bir kere daha takıyorum. Anacığım, canım, taçsız sultanım! |
|  | Yazarın digər yazıları | |
|